Atabeyi takipçilerine özel hazırladığımız bu içerikte “Cesaret tanımı nedir” hakkında önemli bilgiler paylaşacağız.
Cesaret tanımı nedir? İçimde başlayan hikâye
Kayseri’de sabahlar hep biraz sert başlıyor. Hava soğuk olmasa bile, insanın içine işleyen bir sessizlik var burada. 25 yaşındayım ve çoğu zaman kendimi anlamaya çalışırken buluyorum. Günlük tutuyorum; yıllardır. Kimi zaman sayfalar dolusu yazıyorum, kimi zaman sadece tek bir cümle: “Bugün yine cesur olamadım.”
Ama son zamanlarda kendime sık sık aynı soruyu soruyorum: Cesaret tanımı nedir? Bir şeyden korkmamak mı, yoksa korkarken bile devam edebilmek mi? Bunu anlamaya çalıştıkça, hayatım bana küçük küçük sahneler sunuyor. Her biri ayrı bir ders gibi.
—
Kayseri sabahları ve içimdeki sessizlik
Sabahları işe gitmek için evden çıktığımda, Kocasinan tarafında rüzgâr yüzüme vuruyor. İnsanlar hızlı yürüyor, herkes bir yere yetişiyor ama kimse kimseye bakmıyor. Ben ise bazen durup düşünüyorum.
“Ben nereye yetişiyorum?”
Cevap yok.
O an içimde bir boşluk hissediyorum. Hayal kırıklığı gibi ama tam adı değil. Sanki hayat benden bir şey bekliyor da ben sürekli erteliyorum.
O gün de öyle bir sabahtı. Ceketimi giyerken aynaya baktım ve kendime şunu söyledim:
“Bugün farklı olmalı.”
Ama neyin farklı olması gerektiğini bilmiyordum. Sadece içimde bir şey kıpırdıyordu. Belki de ilk kez cesaretin ne olduğunu gerçekten merak ediyordum.
—
Günlük sayfalarımda saklı kalanlar
Akşam eve döndüğümde günlük defterimi açtım. Sayfalar arasında eski ben’lerim var. 20 yaşımda yazdığım şeyler daha umut dolu, daha aceleci. 23 yaşımda yazdıklarım daha kırgın. 25 yaşımda ise… daha sessiz.
O gün şunu yazdım:
“Cesaret tanımı nedir bilmiyorum ama sanırım artık kaçmak istemiyorum.”
Bu cümleyi yazarken ellerim titremedi. Ama içimde garip bir heyecan vardı. Sanki uzun zamandır kapalı olan bir kapı aralanıyordu.
—
Erciyes’in eteklerinde bir karar
Bir hafta sonu arkadaşım beni Erciyes’in eteklerine çıkmaya ikna etti. Aslında gitmek istemiyordum. İçimde hep aynı his vardı: “Yorgunum.” Ama yine de gittim.
Dağ havası insanı garip bir şekilde susturuyor. Yukarı çıktıkça şehir küçülüyor, sorunlar da küçülüyor gibi oluyor ama aslında sadece geçici bir yanılsama bu.
Arkadaşım sigarasını yakıp bana baktı:
“Sen niye bu kadar düşünüyorsun ya?”
Gülümsedim ama cevap veremedim.
Çünkü ben de bilmiyordum.
O an rüzgâr yüzüme vururken içimden bir şey koptu gibi oldu. Sanki uzun zamandır taşıdığım bir yük vardı ve ben farkında olmadan onun ağırlığıyla yaşamaya alışmıştım.
Ve işte o an tekrar düşündüm:
Cesaret tanımı nedir?
Belki de yüksek bir dağın tepesinde bile olsa, kendi iç sesini susturmamak.
—
Bir arkadaşın gidişi ve boşluk hissi
O hafta başka bir şey daha oldu. Üniversiteden yakın bir arkadaşım şehirden taşınacağını söyledi. Çok sıradan bir cümle gibi geldi ama içimde tuhaf bir kırılma yarattı.
“Gidiyorum,” dedi.
“Ne zaman dönersin?” diye sordum.
Omuz silkti.
O an fark ettim ki bazı insanlar giderken sadece fiziksel olarak gitmiyor. İçimizde bir yere de dokunuyorlar ve orada boşluk bırakıyorlar.
O gece eve döndüğümde çok sinirlendim. Kendime, hayata, zamana…
Defterime şunu yazdım:
“Hayat bazen insanı hazırlıksız yakalıyor ve ben buna cesaret diyemiyorum.”
Ama sonra durdum.
Belki de bu bile cesaretti. Hissetmek, kaçmamak, yüzleşmek…
—
Hastane koridorunda bekleyiş
En zor sahne ise hastanede yaşandı. Annem ufak bir rahatsızlık için kontrol altındaydı. Büyük bir şey yoktu ama hastane koridorları her zaman insanın içini daraltır.
O beyaz ışıklar, o sessizlik… insanı düşündürmeye zorlayan bir ortam.
Sandalyede otururken elimde telefon vardı ama hiçbir şeye bakamıyordum. Sadece bekliyordum.
Kalbim hızlı atıyordu.
O an korkuyu net hissettim. Saklayacak bir yer yoktu. İçimde bir cümle sürekli dönüyordu:
“Ya kötü bir şey olursa?”
Ve işte tam o anda, daha önce hiç düşünmediğim bir şey oldu. Ayağa kalktım. Koridorda yürümeye başladım. Sadece yürümek bile bana iyi geldi.
Çünkü oturmak, düşünmeyi büyütüyordu. Hareket etmek ise korkuyu biraz olsun dağıtıyordu.
O an fark ettim ki cesaret bazen büyük kararlar değilmiş. Bazen sadece ayağa kalkmakmış.
—
Korkunun içinden geçen küçük adımlar
Doktor iyi haber verdiğinde içimden büyük bir yük kalktı. Ama asıl önemli olan o değildi.
Asıl önemli olan, o bekleyiş sırasında kendimle yüzleşmemdi.
Ben korkuyordum.
Ama yine de oradaydım.
Kaçmamıştım.
—
Cesaret tanımı nedir? Kendime verdiğim cevap
Eve döndüğümde uzun süre sessiz kaldım. Günlük defterimi açmadım. Sadece düşündüm.
Cesaret, sandığım gibi büyük şeyler değildi.
Ne kahramanlık hikâyeleri, ne büyük konuşmalar…
Cesaret bazen şuydu:
Korkarken kalmak.
Belirsizliğin içinde yürümek.
İçindeki sesi susturmadan devam etmek.
Ve en önemlisi, düşsen bile yeniden kalkmayı denemek.
Ben 25 yaşındayım. Hâlâ çok şey bilmiyorum. Hâlâ hayal kırıklıkları yaşıyorum, hâlâ bazen umutsuz hissediyorum. Ama artık bir şey değişti.
Korku geldiğinde kaçmak yerine onunla oturabiliyorum.
—
Umutla bitmeyen ama umutla devam eden günler
Hayatım mükemmel değil. Hâlâ zorlanıyorum. Hâlâ bazı sabahlar yataktan kalkmak istemiyorum. Ama artık kendime şunu söyleyebiliyorum:
“Bugün de deneyeceğim.”
Çünkü cesaret artık benim için bir tanım değil. Bir yaşam biçimi.
Ve her gün yeniden öğrenilen bir şey.
—
Son bir düşünce: Kendime yazdığım satır
Bu gece defterime tek bir cümle yazdım:
“Cesaret, korkunun yokluğu değil; onunla yaşamayı öğrenmektir.”
Ve ilk kez bu cümle bana ağır gelmedi.
Sadece doğru geldi.